Ana Sayfa ...: T.C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI :...Favorilerine EkleE-Mail GöndermeGiriş Sayfanız Yapın Derneğimiz Haberler Resim Galerimiz Konuk Defterimiz



 Abdullah PAMUKLU
Müftü
 Mustafa EVET
 Said MUHAMMET
 Ömer K.AHMETOĞLU
 Dr. Kerim BULADI
 Dr. Rahmi YARAN
 Faruk ANA
Müftü
 Abdurrahman AKKUŞ
 Ali YAŞ
 Murat COŞKUNLU
 Nevzat EYÜP
 Kemal AŞIK
 Vehbi AÇIKSÖZ
 Sezai TÜRKOĞLU
   
 


Etkinliklerimizden haberdar olmak için mail listemize kaydolun...

E-mail Adresiniz
 
 

 

 
 

İslam Dini Kurallarına Hayatınızın Akışında Dikkat Ediyormusunuz?
Her Zaman
Zaman Zaman
Belirli Konularda
Hayır
 

 

 
 

A RH (+) 0 RH (+)
B RH (+) AB RH (+)
A RH (-) 0 RH (-)
B RH (-) AB RH (-)
 

 

 
 

Kumru İlçesi; Kumru Müftülüğü Din Görevlileri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği

 

 

04.09.2009 Cuma: Zekat ve Önemi

 
11.09.2009 Cuma: Kadir Gecesi
 
18.09.2009 Cuma: İbadette Devamlılık
 

20.09.2009 Ramazan Bayramı: Ramazan Bayramı

 

25.09.2009 Cuma: Tevbe ve Önemi

 
 

 

 
 

Kumar ve Zararları
Mahrem Konuları
 

 

 
 
 
Ziyaretçi Sayısı
Misafir
: 6
Bugün
: 35
Toplam
: 31752

 


HAYAT ÎMAN VE AMELLE GÜZELLEŞİR
 
 
 
Untitled Document

                     HAYAT ÎMAN VE AMELLE GÜZELLEŞİR
                     (YENİ YILA GİRERKEN MUHASEBENİN ÖNEMİ)
Allah Teâlâ, insanoğlunu çeşitli nimetlerle donatmıştır. O’nun insanoğluna lütfettiği maddi ve manevi nimetlerin sayılması imkansızdır. Nitekim bu konuda Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “O, size istediğiniz her şeyden verdi. Allah’ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür.”
“Allah’ın, göklerde ve yerdeki (nice varlık ve imkanları) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi?...” âyetinde belirtildiği gibi, bazı nimetler açık olarak müşahede edilirken, bazıları ise müşahede edilemez. Akıl, düşünce, irade, vahiy, İslâm vb. lütuflar, manevî nimetler olarak zikredilmiş, vücudumuzun organları, içtiğimiz sular, yediğimiz sebzeler, meyveler, yeraltı ve yer üstü zenginliklerimiz, deniz ürünleri vs. ise maddi nimetler olarak belirtilmiştir.
Allah Teâlâ’nın, insanoğluna ihsan ettiği nimetlerin başında hayat nimeti gelmektedir. Akıl, düşünce muhakeme ve irade ile donatılan insanın hayatı, başka varlıkların hayatına benzemez. Çünkü insan, kendisine verilen bu nimetler sayesinde varlıkların en şereflisi olarak nitelendirilmiştir. Birçok varlık, birçok nimet, birçok imkân onun hizmetine verilmiştir. Bu yüzden insan, Allah’ı tanımakla, O’nun emirlerine, yasaklarına göre hayatını tanzim etmekle ve şükretmekle yükümlü kılınmıştır.
“Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık” ayeti, insanın varlıklar arasındaki konumunu ve değerini ortaya koymaktadır. İnsanoğlu, Allah Teâlâ’ya karşı olan kulluk görevini yapar, varlık sebebini kavrayarak sorumluluğunu idrak ederse, şerefini ve şanını koruyabilir, hatta meleklerden daha üstün bir seviyeye ulaşabilir. İnsanın, kulluk görevini yapmaması ve sorumluluğunu idrak etmemesi halinde, en aşağı derecelere düşeceğini Kur’ân şöyle haber verir: “İncire, zeytine, Sina dağına ve şu emîn beldeye yemin ederim ki, biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.”
Allah Teâlâ, insanı ruhî ve bedenî kabiliyetler açısından canlıların en mükemmeli olarak yaratmış, ona akıl ve serbest irade lütfetmiştir. İnsan, bu kabiliyetlerini sadece Allah’ın emrettiği doğrultuda kullandığı takdirde ancak yaratılışındaki asaleti koruyabilir. Kâmil bir mü’min olabilmenin yolu da budur. Aksi halde, varlıkların ve canlıların en aşağı mertebesine inmesi de söz konusudur. Allah Teâlâ’nın emir ve yasaklarına göre düzenlenmeyen hayatın ne anlama geldiğini Kur’ân’ın şu benzetmesi, açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
“Kötü duygularını kendisine tanrı edinen kimseyi gördün mü? Sen (Resûlüm!) ona koruyucu olabilir misin? Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar.”
Hevâ ve hevesini ilah edinmek suretiyle hakkı tanımayan, gerçeklerden yüz çeviren, kulluk görevini yapmayan, kendilerine ulaşan ilahî tebliği kabul etmeyerek nefsanî arzuların peşinde koşan kimseler, hayvanlara benzetilmiştir. Hatta 44. âyetin ikinci kısmında bu kimselerin, hayvanlardan daha aşağı olduğu belirtilmiştir. Çünkü hayvanlar, yaratılış amaçlarına uygun olarak kendilerine yüklenen görevleri yerine getirmektedirler. 
Arı, binlerce kilometre yol kat ederek kendisine Allah tarafından verilen ilham gereği, bal üretiyor, kovanını dolduruyor, akıl, irade ve muhakeme verilen insana “buyur diyerek’ hizmet ediyor. İnsan kendisine sunulan ve şifa kaynağı olan bu ikramı; âfiyetle yiyor. İnsanın, arıyı ve diğer canlıları kendi hizmetine tahsis eden yüce Yaratıcıyı tanımaması halinde, hiç sorumluluğu olmayan canlılardan daha aşağı dereceye düşmesi mukadderdir. Kur’ân-ı Kerîm, insana hizmet etmesi için arıya verilen ilhamdan şöyle söz eder: “Rabbin bal arısına: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan  kendine evler (kovanlar) edin. Sonra meyvelerin her birinden  ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir, diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır.”
İnsanın hayatı, sorumlu bir hayattır. Ona bu hayat, boşuna verilmemiştir. Bu hayat, ona “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”âyetinde açıkça ifade edildiği gibi, Allah’ı tanımak ve O’na kulluk etmek için verilmiştir. İnsanın hayatını anlamlı, üstün ve diğer canlılardan farklı kılan, mesuliyet kavramıdır. Kendisine verilen hizmetler ve nimetler karşılığında şükretmek, onun temel vazifesidir. Şayet şükretmez, nimeti veren Allah Teâlâ’yı tanımaz ve sorumluluğunu idrak etmezse, böyle bir hayatın ne değeri olabilir? Ya da böyle bir insanın sorumsuz olan varlıklardan ne farkı olabilir?
“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?”, “Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin için hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” Gibi ayetler, dünyadaki bütün canlılar arasında, sorumluluk taşıyan varlığın insan olduğunu bildirmektedir. Aslında insanın hayatına anlam kazandıran ve onu değerli kılan en önemli temel özellik, sorumluluktur. Bu sebeple sorumluluğunu kavramayan, kulluk vazifelerini ihmal eden insanlar, gerçek anlamda insanlık değerini ve şerefini yitirmiş sayılırlar. Aslî vazifelerini ihmal edenler, ibadet ve taattan uzak olanlar, sorumluluklarını yerine getirmeyenler, belki bu dünyada kurutulabilirler. Ancak Allah Teâlâ’nın huzurunda hesap vermekten asla kurtulamazlar. Yukarıdaki âyetler bunu açık bir şekilde ifade etmektedir. Nitekim sorumluluğunu idrak etmeyen ve gerçeklere kulak tıkayanların ceza göreceği ve onların hayvanlardan daha aşağı olduğu Kur’ân’ın bir başka âyetinde şöyle açıklanır:
“Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar, gözleri vardır, onlarla görmezler, kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.”
Görüldüğü gibi, Allah’ı tanımayan kalp, gerçekleri görmeyen göz, hakikatleri dinlemeyen kulak, yaratılış amacından uzaklaşıyor, ve bunlara sahip olan insan da kul olma şerefini kaybediyor ve insan olma erdemliğinden mahrum oluyor. Diğer sorumsuz olan varlıklarda da kulak, kalp ve göz vardır. En iyi gören, en iyi işiten, en iyi duyan, insan değildir. Ancak insanı değerli kılan, onun kalbine, gözüne, kulağına anlam katan, hakka bağlılıktır.
İnsanın hayatı, imanla ve onu kuvvetlendiren salih amelle güzelleşmektedir. Peygamber (s.a.v)’e bir adam gelerek “Ey Allah’ın Resûlü! İnsanların en hayırlısı hangisidir?” diye sorunca Efendimiz şöyle cevap vermiştir: “Ömrü uzun olup ta ameli güzel olandır.” Adam tekrar “İnsanların en şerlisi hangisidir?” diye sorması üzerine Resûl-i Ekrem “Ömrü uzun olup da ameli kötü olandır” buyurmuşlardır. Demek ki, emanet olarak verilen hayatı, başta iman ve onun gereği olan salih amel güzelleştirmekte ve kıymetlendirmektedir.
Miladî yeni yıla girerken, derin bir nefis muhasebesine ihtiyacımız vardır. Bize emanet olarak verilen ömrümüzü, amelle güzelleştirebildik mi? Bir seneyi daha geride bıraktık. Acaba amel defterimize hangi iyilikler yazıldı? Fani olan hayatımızı, hayır hasenat ile güzelleştirebildik mi? Ömrümüzü ne ile bereketlendirdik? Ömür tarlamızda hangi ürünleri yetiştirebildik? Bugün yolculuk başlayacak, hazır mısın deseler, ne azığımız var? Namazımız tam mı?. Zekât borcumuz var mı? Üzerimizde kul hakkı mevcut mu? Ebedî âlem götüreceğimiz amel sandığımızın içinde çeyizlerimiz yeterli mi?
“İnsanların hesaba çekilecekleri (gün) yaklaştı. Hal böyle iken onlar, gaflet içinde yüz çevirdiler” ayetinde belirtildiği gibi, hesap günü git gide yaklaşmaktadır. Hayatın hesabınıvermeye hazır mıyız? “Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen peygamberleri de mutlaka sorguya çekeceğiz” ilâhî mesajında ümmetlere peygamberlerin yolundan gidip gitmedikleri, peygamberlere de tebliğ vazifesini yapıp yapmadıkları sorulacaktır. Hayatımıza bakalım, ibadetlerimizi kontrol edelim, davranışlarımızı, uygulamalarımızı, faaliyetlerimizi gözden geçirelim. Kur’ân’ın ölçülerine, Peygamber (s.a.v)’in sünnetine ne kadar mutabık? İmtihana hazırlandık mı? Barajı aşabilecek miyiz? Allah’a nasıl cevap vereceğiz? Peygamber Efendimiz’e, imanımız, gücümüz, ihlâsımız nispetinde sünnetine uymaya çalıştık, demeye cesaretimiz olacak mı?
Yeni yıla başlarken, bütün bunların sorgulamasını yapmaya cesaretimiz var mıdır? “De ki: Ey kendi nefislerinin aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah,  bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir”âyeti, bir mü’min olarak amelimiz eksik de olsa bize bu cesareti vermektedir. Hz. Enes’in rivayetine göre bir adam Peygamber Efendimiz’e gelerek “Ey Allah’ın Resûlü! Kıyamet ne zaman kopacak” diye sorar. Peygamber (s.a.v), “Kıyamet için ne hazırladın” buyurunca, adam “Allah ve Resûlü’nü seviyorum” diye cevap verir. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz “O halde sen sevdiğinle beraber olacaksın” der. Hadisi rivayet eden Hz. Enes “İslâm’a girdikten sonra bizi, Peygamber (s.a.v)’in bu sözünden daha fazla sevindiren bir şey olmadı” der.
Bu hadis bizleri ümitlendiriyor, hatta Hz. Enes’in duygularını paylaşarak, ferahlıyor ve huzura gark oluyoruz. Amelimiz noksan, sabrımız ve sebatımız az, ibadetlerimiz yeterli değil, ama Peygamber (s.a.v)’i seviyoruz, ona ümmet olmanın bahtiyarlığın yaşıyoruz. Onun şefaatini ümit ediyor ve âhirette ona komşu olmayı bekliyoruz. Yeni yıla girerken de bu his ve düşünce ile biraz daha Rabbimiz’e, Peygamberimiz’e ve dostlarımıza kavuşma zamanının yaklaştığını fark ediyoruz. Bize iman etmeyi ve İslam dinini lütfeden Allah teâlâ’ya hamdolsun.
                                                                                                   Dr. Kerim BULADI

İbrahim, 14/34.

Lokman, 31/20.

Bakara, 2/28.

İsrâ, 17/70.

Tîn, 95/1-5.

Furkân, 19/43-44.

Nahl, 16/68-69.

Zâriyât, 51/56.

Kıyâmet, 75/37.

Mü’minûn, 21/115.

A’raf, 7/179.

Tirmizî, Zühd, 22.

Enbiyâ, 21/1.

A’raf, 7/6.

Zümer, 39/54.

Buharî, Fedâil, 6; Müslim, Birr, 163; Ahmed b. Hanbel, III, 168.

 
 
Bu Yazı 1042 kez görüntülenmiştir..
 
 
Dr. Kerim BULADI Tarafından Yazılan Tüm Yazıların Başlıkları Okunma

HAYAT ÎMAN VE AMELLE GÜZELLEŞİR

1042

SEVGİ-TEVHİD ALAKASI

510
Kategoriler


Bismillahirrahmanirrahim
"Ey insanlar!

"Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha bulusamiyacagim. "
Insanlar!
"Bugünleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz (Mekke) nasil mübarek bir sehir ise, canlariniz, malariniz, namuslariniz da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmustur. "
Ashabim!
"Muhakkak Rabbinize kavusacaksiniz. O'da sizi yapti olayi sorguya cekecektir. Sakin benden sonra eski sapikliklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayiniz! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulastirsin. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunlari daha iyi anlayan birisine ulastirmis olur. "
Ashabim!
"Kimin yaninda bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her cesidi kalidirilmistir. Allah böyle hükmetmistir. Ilk kaldirdigim faiz de Abdulmutallib'in oglu (amcam) Abbas'in faizidir. Lakin anaparaniz size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme ugrayiniz. "Ashabim!" "Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün adetler kaldirilmistir, ayagimin altindadir. Cahiliye devrinde güdülen kan davalari da tamamen kaldirilmistir. Kaldirdigim ilk kan davasi Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia'nin kan davasidir. "
Ey insanlar!
"Muhakkak ki, şeytan şu topraginizda kendisine tapinmaktan tamamen ümidini kesmistir. Fakat siz bunun disinda ufak tefek islerinizde ona uyarsaniz, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak icin bunlardan da sakininiz. "
Ey insanlar!
"Kadinlarin haklarini gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari, Allah'in emaneti olarak aldiniz ve onlarin namusunu kendinize Allah'in emriyle helal kildiniz. Sizin kadinlar üzerinde hakkiniz, kadinlarin da sizin üzerinizde hakki vardir. Sizin kadinlar üzerindeki hakkinizi; yataginizi hic kimseye cignetmemeleri, hoslanmadiginiz kimseleri izininiz olmadikca evlerinize almamalaridir. Eger gelmesine müsade etmediginiz bir kimseyi evinize alirlarsa, Allah, size onlarin yataklarinda yalniz burakmaniza ve daha olmasza hafifce dövüp sakindirmaniza izin vermistir. Kadinlarin da sizin üzerinizdeki haklari, mesru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir. "
Ey mü'minler!
"Size iki emanet burakiyorum, onlara sarilip uydukca yolunuzu hic sasirmazsiniz. O emanetler, Allah'in kitabi Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin (a.s.m) sünnetidir. "Mü'minler! "Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslümanin kardesidir ve böylece bütün Müslümanlar kardestirler. Bir Müslümana kardesinin kani da, mali da helal olmaz. Fakat malini gönül hoslugu ile vermisse o baskadir. "Ey insanlar! "Cenab-i Hakk her hak sahibine hakkini vermistir. Her insanin mirastan hissesini ayirmistir. Mirasciya vasiyet etmeye lüzüm yoktur. Cocuk kimin döseginde dogmussa ona aittir. Zina eden kimse icin mahrumiyet vardir. Babasindan baskasina ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden baskasina intisaba kalkan köle, Allah'in, meleklerinin ve bütün insanlarin lanetine ugrasin. Cenab-i Hakk, bu gibi insanlarin ne tevbelerini, ne de adalet ve sehadetlerini kabul eder. "
Ey insanlar!
"Rabbiniz birdir. Babaniz da birdir. Hepiniz Adem'in cocuklarisiniz, Adem ise topraktandir. Arabin Arap olmayana, Arap olmayanin da Araap üzerine üstünlügü olmadigi gibi; kirmizi tenlinin siyah üzerine, siyahin da kirmizi tenli üzerinde bir üstünlügü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadir. Allah yaninda en kiymetli olaniniz O'ndan en cok korkaninizdir. "Azasi kesik siyahî bir köle basinza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'in kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. "Suclu kendi sucundan baskasi ile suclanamaz. Baba, oglunun sucu üzerine, oglu da babasinin sucu üzerine suclanamaz. "Dikkat ediniz! Su dört seyi kesinlikle yapmaycaksiniz: Allah'a hicbir seyi ortak kosmayacaksiniz. Allah'in haram ve dokunulmaz kildigi cani, haksiz yere öldürmeyeceksiniz. Zina etmeyeceksiniz. Hirsizlik yapmayacaksiniiz.. "Insanlar Lâilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarini ve mallarini korumus olurlar. Hesaplari ise Allah'a aittir. "Insanlar! "Yarin beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?" Saheb-i Kiram birden söyle dediler: "Allah'in elciligini ifa ettiniz, vazifenizi hakkiyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatta bulundunuz, diye sehadet ederiz!" Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) sehadet parmagini kaldirdi, sonra da cemaatin üzerine cevirip indirdi ve söyle buyurdu:
"Sahid ol, yâ Rab! Sahid ol, yâ Rab! Sahid ol, Yâ Rab!"

 

 

 
 

...:: Duyurular ::...
 

 

 
 

 


 

ORDU
 

 

 

...:: Duvar Yazısı ::...
”ŞEREFLE BİTİRİLMESİ GEREKEN EN AĞIR GÖREV “HAYATTIR” BU NEDENLE; BİRLOKMA EKMEK İÇİN ŞEREFİNİ AYAKLAR ALTINA ALMAYA, BİR ANLIK ZEVKİN İÇİN NAMUSUNU LEKELEMEYE, BİR ZAMANLIK MEVKİ İÇİN AYAK ÖPMEYE, GÜNLÜK MENFAATLERİN İÇİN FAZİLETİNİ KARARTMAYA DEĞMEZ…”
 

 

 
 

 

 

 
 

 

 

 
 

 

 

 
 

 

 

 
 

 

 

 
 

 

 
 
© 2007 Din Görevlileri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği- Designed By Şuayip YEŞİLDAĞ